Eskimo masalları. Knud Rasmussen
Чтение книги онлайн.

Читать онлайн книгу Eskimo masalları - Knud Rasmussen страница 3

Название: Eskimo masalları

Автор: Knud Rasmussen

Издательство: Maya Kitap

Жанр:

Серия:

isbn: 978-605-7605-88-7

isbn:

СКАЧАТЬ olduğu üzere güneye doğru kürek çekerken küçük kuş kayalıklarını aramaya koyuldu. Kayalıklardan birinin dibinde görmeyi istediği o manzarayla karşılaştı: Sadece iskeleti kalmış bir karabatak ölüsü. Açık şekilde görülüyordu. Fakat ne yukarıdan ne aşağıdan ne de yan taraflardan buraya erişmek mümkün değildi. Yine de adam denemekte kararlıydı. Av ipini kayığının çapraz kayışlarına sıkıca bağlayıp elini kayalığın biraz yukarısındaki küçük yarığa soktu. Sonra elleriyle tutunarak oraya tırmanmaya çalıştı. Sonunda iskeleti almıştı. Aynı yoldan geri dönüp kayığına bindi ve kuzeye doğru kürek çekerek evine döndü. Daha karaya yeni varmıştı ki ihtiyar adam yanına gelip iskeleti kayıktan aldı. Şaşkınlık içindeki yaşlı adam iskeleti alıp sakladı. Sonra şöyle dedi:

      “Şimdi de hiç gün yüzü görmemiş yumuşak bir taş bulmalısın. Lamba yapılacak türden bir taş.”

      Güçlü adam, böyle bir taş aramak için yola çıktı.

      Arayışı devam ederken hiç güneş görmeyen bir kayalığa geldi. Burada aradığı türden, lamba yapmaya uygun, güzel bir taş buldu ve evine getirdi. Yaşlı adam taşı alıp sakladı.

      Birkaç gün geçtikten sonra güçlü adamın karısının doğum sancısı başladı. İhtiyar adam, bu defa yanında kendi karısıyla güçlü adamın evine gitti. Güçlü adamın karısı bir erkek çocuk dünyaya getirdi. Bunun üzerine adam, ihtiyara şöyle dedi:

      “Bu senin çocuğundur. Ona ölmüş birinin adını ver.”

      “Kuzeyde, Amerdloq’ta açlıktan ölmüş o kişinin adını alsın.”

      Yaşlı adam sözlerine devam etti:

      “Adı Qujâvârssuk olsun2!”

      Böylece ihtiyar adam, bebeğin adını koymuş oldu.

      Qujâvârssuk büyüyüp yetişince, güçlü adam ihtiyara dedi ki:

      “Ona bir kayık yap.”

      Yaşlı adam, hemen işe koyulup bir kayık yaptı. Çocuğu bindirdikten sonra kayığı denemek için suya indirdi ama tamamen elinden bırakmadı. Bu esnada küçük bir fok balığı çıktı sudan, ardından başka fok balıkları da geldi. Fok balıklarının etrafında toplanması, Qujâvârssuk’un güçlü bir adam, gerçek bir şef olacağına işaretti. Onu sudan çıkarınca, balıklar hemen dağılıverdi.

      Sonra yaşlı adam, av eşyaları yapmaya başladı. Av için gerekli ne varsa hepsini tamamladı. Delikanlının artık ava çıkacak yaşa geldiğini düşünüyordu. Bu yüzden güçlü adama şöyle dedi:

      “Haydi, delikanlıyla birlikte kürek çek. Artık fok balığı avlamayı öğrenmeli.”

      Bunun üzerine güçlü adam, oğlunu yanına alarak kürek çekmeye başladı. Suyun dibini göremeyecek kadar ilerlediklerinde dedi ki:

      “Zıpkının ucunu ipiyle beraber tutup sapına tak.”

      Avlanmak için her şey hazırdı. Biraz daha ilerleyince bir siyah fok balığı sürüsüyle karşılaştılar.

      Güçlü adam, delikanlıya dedi ki:

      “Şimdi balıklara doğru kürek çek.”

      Bunun üzerine delikanlı doğruca balıkların yanına gitti. Zıpkınını kaldırıp attı. Her gün aynı şeyi tekrarladı. Bu sayede ava her çıkışında bir fok yakaladı.

      Güneyde kışı geçirmekte olan insanlar kıtlık yaşıyordu. İşte bu zor dönemde avdan eli boş dönmeyen güçlü Qujâvârssuk’un ününü işitmişlerdi. Sonra delikanlının karaya çıktığı yere gittiler. Bu gelenlerin arasında Tugto adlı bir adamla karısı da vardı. Karı koca aslında kuvvetli iki büyücüydü. Kadın ve kocası orada bir sebepten kavga etti. Kadın tek başına tepelerde yaşamak için kaçıp gitti. Adam, karısını bir türlü geri getiremiyordu zira onun kadar iyi bir büyücü değildi. Ziyarete gelen diğer herkes gittiği halde büyücü adam mecburen orada kalmıştı.

      Günün birinde Ikerssuaq’ta fok avlarken, ağzında kır-mızı bir balıkla sudan çıkan siyah bir fok balığı gördü. Fok balığının tekrar suya daldığı yerdeki kayalıklara yöneldi. Ardından kayığından indiğinde, burada gördüğü kuş tüylerini toplayıp tomar halinde bağladı.

      Tugto heybetli bir adamdı ama o kadar çok tüy toplamıştı ki bunları sırtında taşımakta zorlanıyordu. Suyun derinliğine bakarak yeteri kadar kanat topladığına karar verdi.

      Nihayet buz tabakası iyice sağlamlaşınca balık avlamaya gitmek için eşyalarını hazırladı. Bir sabah uyandıktan sonra dolaşmaya çıktı. Bir göl kenarına vardı. Sonra buz tutmuş göl üzerinde yürüyüp tekrar karaya ulaştı. Böylelikle balık tutacağı yere gelmiş oldu. Hava epey aydınlanınca buza çıkıp büyük bir delik açtı. Tam da yükünü iple bağladığı sırada güneş tepeye çıktı. İyice kendini gösteren güneş, gökyüzü boyunca ilerledi. Bu esnada Tugto, oltasını salmaktaydı. Bağladığı yük suyun dibine ulaştığında gün yarılanmıştı. Sonra ipi biraz çekti ve ucunda bir şey olduğunu fark etti. İyice çekince, bunun bir deniz levreği olduğunu gördü. Levreği öldürdü ama akşama kalmak istemediği için oltasını ikinci bir defa salmadı. Balığın çenesinin altına bir delik açıp ip geçirdi, böylece balığı daha kolay taşıyabilecekti. Balık çok uzundu. Öyle ki taşımak için başına koyduğunda balığın kuyruğu, adamın topuğuna değiyordu.

      Bu şekilde yürüyüp karaya geldi. Sabah üzerinde yürüdüğü büyük göle çıktı tekrar. Fakat yolun yarısını gitmişti ki buz çatırdayıp ses çıkarmaya başladı. Sanki ses arkasından geliyor gibiydi.

      Oradan kaçmaya çalıştı ama koşarken birden bayılıp düşüverdi. Uzun bir süre öylece yattı. Tekrar uyandığında yerde uzanmış haldeydi. Biraz düşününce hatırladı: “Ah, ben bir şeyden kaçıyordum!” Sonra hemen ayağa kalkıp arkasına döndü ama buzun hiçbir tarafında oyuk göremedi. Yine de eskisinden daha büyük bir büyücüye dönüştüğünü hissedebiliyordu.

      İlerlemeye devam etti. Sonra küçük bir tepelikten geçmeye karar verdi. Önündeki yol açılınca burada heybetli bir canavarın bulunduğunu anladı.

      İnsanların çok eski zamanlarda gördüğü canavarlardandı bu, her yanı kuş derisiyle kaplıydı. Üstelik öyle büyüktü ki canlı olduğunu gösteren tek bir hareketi dahi fark edilemiyordu. Tugto korkmuştu, canavarı daha fazla görmemek için geri döndü. Sonra oradan ayrılarak başka bir yere geldi. Burada aynı canavardan bir tane daha vardı. Onu göremesin diye hemen kaçmaya başladıysa da böyle bir canavarın derisini parçalara ayırabilen bir büyücünün, yok olma becerisini kazanacağını hatırladı.

      Kayığındaki bir adamı korkutup öldüren Tupilak.

      Düşünceleri bu amaç üzerinde yoğunlaştı. Sonunda başındaki yükünü atıp canavarla güreşmeye koyuldu. Çok geçmeden canavarın derisini yırtıp parçalamaya başladı. Bu deri üzerindeki СКАЧАТЬ



<p>2</p>

Geleneğe göre, adı verilen kişinin özelliklerinin çocuğa geçtiğine inanılmaktaydı.