Yunan ve roma mitolojisi. Otto Seemann
Чтение книги онлайн.

Читать онлайн книгу Yunan ve roma mitolojisi - Otto Seemann страница 8

Название: Yunan ve roma mitolojisi

Автор: Otto Seemann

Издательство: Maya Kitap

Жанр:

Серия:

isbn: 978-605-7605-94-8

isbn:

СКАЧАТЬ nakledildiği ve oradan kardeşinin yardımıyla tanrıçanın heykelini Yunanistan’a getirdiğine dair hikâye ortaya çıkmıştır.

      Bizim için “Efeslilerin Dianası” olarak bilinen Efesli Artemis, bahsedilenlerin hepsinden oldukça farklıydı. Aslında bir Helen ilahından çok Asyalı bir tanrıydı.

      Önceden Yunan Artemis olarak tanımlanan Romalı Diana, aynı şekilde aslen bir ay tanrıçasıydı. Bu itibarla Tusculum yakınlarındaki Algidus Dağı’nda çok eski bir mabede sahipti. Yunan Artemis’i gibi o da kadınların koruyucu tanrıçasıydı ve doğumda kadınlar tarafından kendisine dua edilirdi. Her ne kadar Yunan evli kadınları, bu hususta daha fazla korumayı Hera’nın ellerinde arasalar da benzer bir durum Artemis için de geçerliydi. Bununla birlikte Servius Tullius tarafından Latin Birliği’nin koruyucu ilahı yapıldıktan sonra Roma’da mutlak bir siyasi önem kazanmıştır. Nitekim Aventine Tepesi’nde kutsal bir koruya ve tapınağa sahip oldu.

      Artemis geç Attika ekolünün ustaları arasında gözde bir tema olmuştur. Daima genç, narin, çevik ve kadınsı dolgunluklardan yoksun olarak temsil edilir. Avlanmaya düşkünlüğü genellikle taşıdığı ok kılıfı, yayı, ormanın sık çalılıklarından serbestçe geçmesini sağlayan yüksek kuşaklı elbisesi ve Girit sandaletleriyle açıkça gösterilir.

      Mevcut heykellerden en meşhuru Tivoli’deki Hadrian Villa’sından gelen Versay Dianası’dır (14. Şekil). Artık Louvre koleksiyonunun başlıca parçasıdır ve güzellikte ona denk olmayan Belvedere Apollonu’nun değerli bir refakatçisidir. Bu heykelde tanrıça kadın avcı olarak değil, daha çok vahşi hayvanların koruyucusu olarak görünür. Sanki tam avlanmış bir geyiği kurtarmaya geliyormuş gibidir ve avcılara öfkeli bir ifadeyle baktığı anlaşılır. Sağ eliyle ok kılıfından bir ok kavramakta ve sol eliyle yayı tutmaktadır.

      Vatikan koleksiyonundaki gerçekten güzel bir heykel, tanrıçayı en çarpıcı pozuyla tasvir ediyor. Ölümcül okunu henüz göndermiş ve hevesle yerine ulaşmasını izlemektedir. Yanındaki av köpeği iz sürme arzusuyla ileri atılmak üzeredir, dolayısıyla vahşi bir hayvan olduğu açıkça anlaşılıyor. Sol elinde tuttuğu yayı hâlâ gergin dururken sağ elindeki okunu henüz doğrultmuş durumdadır. Bir ayağını âdeta zafer hissiyle kaldırmıştır ve vücudunun tamamının duruşu onurlu bir galibiyet sevincini ifşa etmektedir. Diana’nın başlıca simgeleri arasında yay, ok kılıfı, mızrak, ışık ve hayat dağıtma gücünün sembolü olarak meşale bulunur. Dişi geyik, köpek, ayı ve yabandomuzu onun adına kutsal sayılırdı.

      14. Şekil: Versay Diana’sı.

      6. Ares (Mars)

      Zeus ile Hera’nın oğlu Ares, çarpışmaların bilge dağıtıcısı Athena’dan açıkça ayırt edilebilen ölümcül ve yıkıcı yönüyle savaşın temsilcisidir. Aslen, fırtına kaplı gökyüzünün canlı bir örneğini olması muhtemeldir. Homeros’a göre evi haşin ve kasvetli fırtınaların yurdu olan Trakya’dır. Her ne kadar Yunanistan’da çok yaygın bir şekilde kendisine tapınılmasa da bu bölgenin savaşçı sakinleri arasında büyük saygı görür. Homeros, İlyada eserinde kaba ve “insan katili” savaş tanrısını özellikle canlı renklerle betimler. Burada sadece savaşın vahşi şamatasından zevk alan, kavga ve katliamdan asla bıkmayan bir ilah olarak görünür. Baştan aşağı pirinçten zırhla kaplanmıştır; tepesinde kuştüyü dalgalanan miğferi, havaya kaldırdığı mızrağı ve sol kolunda boğa derisinden kalkanıyla önüne çıkan herkesi şiddetli öfkesiyle devirerek savaş alanında gezinir. Gücünü müthiş kıvraklığıyla birleştirir ve Homeros’a göre tanrıların en çeviğidir. Ancak ne kadar kuvvetli olursa olsun Atina’daki savaşta Athena tarafından mağlup edilir. Mütevazı cesaretin çoğunlukla fevri şiddetten başarılı olduğunun aşikâr göstergesi.

      Ares’in her zamanki yardımcıları ve hizmetçileri Korku ve Terör’dür. Bazı yazarlar tarafından oğulları olarak tasvir edilirler fakat Homeros’ta ona karşı dövüşürler. Yunanistan’daki başlıca mabetleri hakkında söylenecek çok şey yoktur. Thebai’de veba tanrısı sayılır ve başka her yerde Hephaistos’un eşi olarak görünen Afrodit ona eş olarak verilmiştir. Onun sayesinde Kadmos ile evlenip Thebai’deki Kadmos ırkının kadın atası olan Harmonia’nın babası olmuştur. Atina’dan yerel bir efsaneye göre Poseidon’un bir oğlunu katletmesi, Areopagos’un18 kurulmasına neden olur. Ares burada intikam tanrısı olarak görülürdü. Alcamenes tarafından yapılan meşhur bir heykel Atina’daki tapınağını süslemektedir. Ayrıca Sparta’nın savaşçı insanları arasında Ares’e tapınmak oldukça yaygındı.

      Bu ilaha Roma’da, Mars ya da Mavors adı altında çok daha büyük bir saygıyla tapılmıştır. Hatta en eski İtalyan kabileleri arasında bile önemli bir yer edinmiş gibi görünüyor. Ancak burada ona barışçıl hayvan yetiştiriciliği ve çiftçilik uğraşları sebebiyle pek ilgi göstermedikleri savaş tanrısı olarak değil, kışın güçlerine karşı zafer kazanan bahar tanrısı olarak ibadet ediliyordu. İlkel insanların, sürülerinin ve tarlalarındaki mahsullerin bolca olması için aradıkları onun cömertliğiydi. Kötü havalar ve yıkıcı salgınlara karşı koruma için yalvardıkları Mars’tı.

      Ancak savaşçı Roma’da bu ilah, kısa süre içinde barışçıl karakterini bir kenara bıraktı ve savaş tanrısının görkemli zırhını kuşandı. Hatta Roma devleti ve halkının Jüpiter’den sonra en önemli tanrısı olduğu kabul edildi. Numa, ona kendisine ait bir rahip verip onuruna Salii papazlık müessesesini yarattı ya da inşa etti. Kutsal efsaneye göre önemli olay bu vesileyle gerçekleşmiş oldu. Kral Numa, bir gün Palatino Tepesi’nin eteklerindeki eski saraydan genç Roma devletinin iyiliği ve korunması için ellerini kaldırıp Jove’ye yakarıyordu. Bu sırada tanrı lütfunun bir emaresi olarak göklerden dikdörtgen bir pirinç kalkan (ancile) indirmişti. Numa, daha sonra Mars’ın kalkanı olarak bilinen bu kalkanın dikkatlice korunmasını sağladı. Çalınmasını engellemek için bir sanatçıya kalkanın aynısından on bir tane daha yapmasını emretti. Bunların korunması adına Roma’daki en soylu ailelerden seçilmiş on iki, tam olarak kalkanların sayısı kadar, rahipten oluşan Salii Papazlık Okulu’nu kurdu. Her yıl Mars için kutsal sayılan mart ayında kutsal kalkanları kuşanıp Roma’nın sokaklarında geçit törenine katılıyor, savaş dansları edip antik savaş şarkılarını söylüyorlardı. Kral Numa’nın döneminden sonra “Baba Mars”a ibadet etmek giderek popülerleşti. Sefere çıkılacağı zaman Roma ordusu ayrılmadan önce imparator, her defasında eski saraydaki tanrının mabedine giderdi. Orada Mars’ın heykelinin kutsal kalkanı ve mızrağına dokunup “Kolla bizi Mars!” diye haykırırdı. Popüler inanışa göre ordu savaşa giderken tanrı kendisini gizleyerek önlerinden gidermiş ve bu nedenle “Gradivus” ismini almış. Lukanlar ve Bruttianlara karşı yapılan savaşta (MÖ 282) konsül üyeleri saldırıya geçip geçmeme konusunda tereddüde düştüğünde boylu boslu ve yakışıklı, ismi meçhul bir genç, birlikleri düşman karargâhına saldırıya geçmek üzere cesaretlendirmiş ve duvara ilk tırmanan olmuştur. Daha sonra bu gence hak ettiği pahalı ödülü verebilmek için arandıklarında ardında hiçbir iz bırakmadan gözden kaybolduğunu fark etmişler. Bu kişinin Baba Mars’tan başkası olamayacağını düşündüklerinden, konsül üyesi Fabricius onun adına üç gün boyunca şükran kutlaması yapılmasına karar vermiş.

      Böylece Mars savaşta elde edilen tüm ganimet üzerinde makul bir hak elde etmişti. Yenilginin nedeni ise insanların СКАЧАТЬ



<p>18</p>

Ares Tepesi olarak bilinen cinayetlerin ve dinsel suçların yargılandığı yer. Efsaneye göre Ares’in cinayetinin ardından Poseidon tüm tanrılardan bir araya gelip Ares’i burada yargılamalarını istemiştir (ç.n.)