Название: Kardeşlerin Yemini
Автор: Морган Райс
Издательство: Lukeman Literary Management Ltd
Жанр: Героическая фантастика
Серия: Felsefe Yüzüğü
isbn: 9781632916693
isbn:
"Genç bir kız değilim," diye cevap verdi. "Ben büyük şehir Volusia'nın yüce Volusia'sıyım. Tanrıça Volusia'yım. Sen ve dünya üzerindeki tüm varlıklar bana hizmet edeceksiniz."
Ona baktı, ifadesi değişiyordu, delirdiğini düşünen gözlerle bakıyordu ona.
"Sen Volusia değilsin," dedi. "Volusia daha yaşlıydı. Bizzat tanıştım. Çok sevimsiz bir deneyimdi. Fakat yine de benzerliği fark ediyorum. Sen onun kızısın. Evet şimdi anlıyorum. Neden annen bizimle konuşmaya gelmedi? Neden kızını gönderiyor?"
"Volusia benim," diye cevapladı. "Annem öldü. Bunun bizzat gerçekleştirdim."
Volusia'ya bakarken ifadesi gittikçe ciddileşiyordu. İlk kez olarak kendinden emin değildi.
"Anneni öldürmeyi başarmış olabilirsin," dedi. "Fakat bizi tehdit etmekle aptallık ediyorsun. Bizler savunmasız bir kadına benzemeyiz ve Volusia'nın adamları buradan çok uzakta. Güvenli olan yuvandan buraya kadar gelme cesareti göstererek akıllıca davranmamışsın. Şehrimizi bir avuç askerle alabileceğini mi düşüyorsun?" diye sordu, onu öldürmeyi düşünürken kılıcının kınını bir sıkıp bir gevşetiyordu.
Volusia yavaşça gülümsedi.
"Bir avuç askerle alamam," dedi. "Fakat iki yüz biniyle alabilirim."
Volusia Altın Asa'yı tutan elinin yumruğunu havaya kaldırırken gözlerini ondan hiç ayırmadı ve bunu yaparken Dansk liderinin omzunun üstünden geriye bakarken bir anda değişip telaşa ve dehşete kapılan yüzünü izledi. Neye baktığını anlamak için arkasını dönmesine gerek yoktu. Gördüğü şey, işaretiyle beraber tepeden dönen ve tüm ufku kaplayan iki yüz bin Maltolisia askeriydi. Şimdi Dansk lideri şehrinin karşı karşıya olduğu tehdidi anlamıştı.
Tüm elçilerin tüyleri diken diken oldu, korkmuşlardı ve güvenli şehirlerine dönmek için telaşlılardı.
"Maltolisia ordusu," dedi liderleri, sesinde ilk kez korku hissediliyordu. "Onlar ne yapıyor burada sizinle?"
Volusia gülümsedi.
"Ben bir tanrıçayım," dedi. "Neden bana hizmet etmesinler?"
Şimdi Volusia'ya hayret ve şaşkınlıkla bakıyordu.
"Fakat yine de Dansk'a saldırmaya cüret edemezsiniz," dedi sesi titrerken. "Bizler başkentin doğrudan koruması altındayız. İmparatorluk ordusunun sayısı milyonları geçer. Eğer şehrimizi alırsanız, bunun hesabını sormak zorunda kalırlar. Hepiniz bu uğurda katledilirsiniz. Kazanamazsınız. Bu kadar fütursuz musunuz? Yoksa aptal mı?
Gülümsemeye devam etti, rahatsızlığından keyif alıyordu.
"Belki ikisinden de biraz," dedi. "Ya da belki yeni bulduğum orduyu denemek ve hünerlerini sizlerin üzerinde geliştirmelerini sağlamak için bir istek duyuyorumdur. Yolun bu tarafında, adamlarım ve başkentin arasında durmanız çok büyük bir şanssızlık. Hiç bir şey ama hiç bir şey yoluma çıkamaz."
Ona dik dik bakarken yüzünde alaycı bir gülümseme oluştu. Ancak ilk kez gözlerinde ciddi bir panik dalgası olduğunu görüyordu.
"Sizinle şartları konuştuk ve bunları kabul etmiyoruz. Savaşa hazırlanacağız, eğer isteğiniz buysa. Yalnız şunu hatırlayın, bunu başınıza siz aldınız."
Aniden, bağırıp zertasını topukladı ve diğerleriyle birlikte dönüp dört nala ilerlerken yoğun bir toz bulutu kaldırdı.
Volusia gelişigüzel bir şekilde zertasından indi, uzandı ve kumandanı Soku'nun uzanarak ona verdiği kısa, altın mızrağı tuttu.
Bir elini rüzgara karşı kaldırıp esintiyi hissetti, tek gözünü kısıp nişan aldı.
Öne eğilip fırlattı.
Volusia, mızrağı kavis çizerek neredeyse elli metre yüksekten uçtuğunu gördü, ardından gelen korkunç bir çığlık ile beraber mızrağın eti delerek çıkardığı o tatmin edici sesi duydu. Liderin sırtına saplanmasını keyifle izledi. Lider, zertasından düşüp bağırarak çöl zeminine düştü.
Maiyeti durup dehşetle aşağı baktılar. Zertalarında otururken sanki dursalar mı yoksa gitseler mi tartıyor gibilerdi. Geri döndüklerinde Volusia'nın ufuğa serilen adamlarının artık yürümeye başladığını görünce geri gitmenin bir anlamı olmadığı aşikardı. Dönüp dört nala ilerlemeye başladılar, çöl zemininde yatan liderlerini bırakarak şehir kapılarına yöneldiler.
Volusia maiyetiyle beraber, ölmek üzere olan lidere ulaşana kadar sürdü ve yanı başında indi. Uzakta demir kapıların çarpışını duydu, maiyetin Dansk'a girdiğini ve büyük kapıların artlarından kapandığını fark etti. Şehrin devasa çift demirli kapıları arkalarından sıkıca kapanarak bir hisar oluşturdu.
Volusia sırtı üstü dönüp acı ve dehşetle ona bakarak can çekişen lidere baktı.
"Şartları konuşmaya gelen bir adamı yaralayamazsın," dedi öfkeyle," Bu, İmparatorluk'un tüm kanunlarına aykırıdır! Daha önce böyle bir şey yaşanmadı!"
"Seni yaralama amacında değilim," dedi yanı başında çömelip hançerin ucunu dokundurup çekerek. Sonra mızrağı boğazına soktu ve can çekişmeyi bırakıp son nefesini bırakana kadar hiç gevşetmeden saplamaya devam etti.
Yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
"Seni öldürme amacındayım."
ONUNCU BÖLÜM
Thor, küçük kayığın önünde ayakta dururken, arkasında kardeşleri vardı; akıntı onları doğruca şu an önlerinde olan bu küçük adaya taşırken kalbi heyecanla çarpıyordu. Thor yukarı bakıp kayalıkları hayretle izledi, daha önce böyle bir şey görmemişti. Üzerlerinde hiç pürüz olmayan, beyaz, sağlam granitten oluşan duvarlar, iki güneşin altında parıldıyor ve doğruca yüzlerce metre yukarı ulaşıyorlardı. Ada kendinden dairesel şekildeydi, tabanı kayalarla çevriliydi ve dalgaların mütemadiyen çarpmalarıyla oluşan ses yüzünden düşünmenin imkanı yoktu. Nüfuz edilemez görünüyordu, bir ordunun kat edemeyeceği imkansızlıktaydı.
Thor bir elini gözüne götürüp güneşe karşı gözünü kıstı. Kayalıklar bir noktada, yüzlerce metre yükseklikteki platonun en son noktasında duruyor gibi görünüyordu. Orada, en tepede her kim yaşıyorsa Thor o kişinin sonsuza kadar orada güvende olacağını fark etti. Orada yaşayan biri olduğu farz edilirse tabii.
En tepede, adanın üstünde bir hare gibi dolaşan açık pembe ve mor renkli bulut halkaları güneşin sert ışınlarını bir battaniye gibi örtüyor ve bu yeri sanki Tanrının kendisi tarafından ödüllendirilmiş gibi gösteriyordu. Nazik bir esinti çıktı, hava keyifli ve yumuşaktı. Annesinin kalesine gittiğinden bu yana bu şekilde hissetmemişti.
Diğerleri de yüzlerindeki hayranlık ifadeleriyle yukarı baktılar.
"Burada kim yaşıyordur?" diye arkadaşlarının zihnindekini СКАЧАТЬ