Haremin sultanları. Fazlı Necip
Чтение книги онлайн.

Читать онлайн книгу Haremin sultanları - Fazlı Necip страница 6

Название: Haremin sultanları

Автор: Fazlı Necip

Издательство: Maya Kitap

Жанр:

Серия:

isbn: 978-625-8068-36-8

isbn:

СКАЧАТЬ de beraber batarız.”

      “Bana korkak diyen, gemiyi zorla bu felâkete sürükleyenler de batar ya!”

      Kaptan bu sinir ile topa tekrar ateş emrini verdi. Top patladı. Merminin hedefe isabet edip etmediği anlaşılamadı. Fakat karşı taraftaki korsanlar topa topla karşılık vermediler. Bu güzel gemiyi, içindeki kıymetli malları ve esirleri batırmak istemedikleri anlaşılıyordu. Korsanlar sadece kurşun atmakla yetindiler.

      Yolcular heyecanla kaptana yalvarmaya devam ettiler. Her kafadan bir ses çıkıyordu.

      “Sana haksız yere korkak diyenleri buraya getirelim. Gözünün önünde falakaya yatıralım, dövelim.”

      “Kadınlar, masum çocuklar var. Gemiyi inat uğruna ateşe atma, günahtır. Teslim işareti ver,” diyorlardı.

      Savaş olacağını, batma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklarını anlayan bazıları canlarını kurtarabilmek ümidiyle geminin sandallarına hücum etmiş, içlerine doluşmuşlardı. Sümbül Ağa ile Mekke Kadısı da gelmişler, hâlâ rütbe ve büyüklük davasıyla sandalda kendilerine bir yer açılmasını istiyor, bağırıyorlardı.

      Bu sırada birkaç kişi, kaptana hakaret ederek onu kızdıran ve bu felâkete sebep olan Kızlar Ağasıyla Mekke Kadısının şimdi de kendilerine saygı duyulup, sandalda yer verilmesini istemelerine öfkelendiler. Bu gururlu ve inatçı herifleri yaka paça tutup sürükleyerek kaptanın karşısına getirdiler. Bir taraftan kaptana, “Vur! Terbiye et. İntikamını al,” diye bağırıyor, diğer taraftan kendileri de hakaretler ve sillelerle bilhassa Kızlar Ağasının üzerine hücum ediyorlardı.

      Karşıda korsan gemileri alenen ölüm tehditleri savururken, beri tarafta Sümbül Ağa ile Mekke Kadısını falakaya yıkıp cezalandırmaya çalışıyorlardı. Kaptanın intikamını almak teşebbüsleri ile ince uzun zencinin azameti garip bir komedi şekline girmişti.

      Bu esnada iyice yaklaşan korsan gemilerinden birinin açtığı yaylım ateşi ortalığı allak bullak etti. Halk kaçışıyor, bağrışıyor, ağlaşıyordu.

      Birçok yaralı yerlere serilmişti. Geminin kaptanı İbrahim Çelebi ile Kızlar Ağası Sümbül Ağa da yaralılar arasında idi.

      Bir korsan şalopası gemiye iyice yaklaştı. Şimdi kaptansız, kumandasız, kargaşa içinde, yelkenlerini şişirmiş, kendi havasında ilerleyen geminin yanı sıra şalopa da ilerliyordu. İçindeki tepeden tırnağa silahlı korsanlar, gemide dayanma gücü kalmadığını anladıkları için çekinmeden meşaleler yakmışlardı. Meşalelerle gemiyi tutuşturacaklarını anlatıyorlar ve yolcuları tehdit ediyorlardı. Meşalelerin kızıl ve titrek alevlerinin dalgalı denize, bulutlu semaya aksiyle manzara bir kat daha vahşileşiyordu.

      Zeynel Ağa’nın teşvikiyle beyaz çarşaflar, mendiller açılıp sallanarak teslim işaretleri verildi.

      Korsanlar yanaşarak gemiye atladılar. Dümeni, kumandayı ele aldılar. Bütün gemicileri birer birer bağladılar. Gemide nakit ve mal namına her ne varsa soydular.

      Gemi pupa yelken Girit Adası’na doğru giderken içeride sorgulamalar, görüşmeler gerçekleştiriliyor; kimin, nereden, ne kadar para getirtip kendini satın alabileceğinin pazarlıkları yapılıyordu.

      Son karar bildirildi.

      “Para getirtip fidye ödeyemeyecek olanlar, köle ve cariye diye esir pazarlarında satılacaktır!”

      3

      Saray Entrikacıları

      Kara Mustafa Paşa kendini kabul ettirmiş, eşine az rastlanır, namuslu ve güçlü sadrazamlardan biriydi.

      Saraydan yetişmiş ve sarayların içyüzünü, hanedan üyelerinin kıymetini anlamıştı. Sonra uzun müddet yeniçeri ağalığında bulundu. Ocak denilen zorbalık merkezinin harap ve berbat çevresini, işleyişini iyi tanıdı.

      Sultan Murat’ın meşhur Bağdat seferinde yanında bulunmuştu. Kıymetli hizmetleri üzerine sadrazam oldu.

      Sultan Murat’ın vefatı üzerine Deli İbrahim tahta geçtiği zaman Sadrazam Kara Mustafa Paşa yeniçerileri sindirmiş, büyük bir nüfuz ve kuvvetle hükümeti ele almıştı.

      Fakat ötede, Dördüncü Murat’ın nüfuzunu kırarak bir kenarda bıraktığı Valide Sultan vardı. Kösem Valide diye şöhret bulan Mahpeyker Sultan evvelki nüfuz ve kuvvetini geri almak istiyor, Kara Mustafa Paşa’yı çekemiyor, oğlu Deli İbrahim’i Sadrazam aleyhine kışkırtıyordu.

      Yeniden saray entrikaları meydana çıkmıştı. Padişaha karşı bu entrikaların muhalif kanadını oluşturan gözde hasekilerin, cariyelerin, hemşire sultanların, ulema takımının, yeniçeri zorbalarının ve Cinci Hocanın önünde Kösem Valide Sultan gidiyordu. Bunların hepsinin müşterek bir hasımları vardı:

      Sadrazam Kara Mustafa Paşa.

      Çünkü Sadrazam, ulema denilen çıkarcı cahillerin oyunlarını bozmuştu. Yeniçeri zorbalarına baş kaldırtmıyor, saray entrikalarına ve yağmalarına meydan bırakmıyordu. Padişahı korkutmuş, sindirmişti. Cinci Hoca ile avenesi de ondan titrerdi. Hasılı bütün nüfuz ve kudret onun elinde idi.

      Nihayet Kösem Valide Sultan’ın şeytanlığı galip geldi. Padişah ile yeniçeri zorbalarının arası iyileşti. Sadrazam, Deli Hünkâr ’ı yeniçerilerle korkuturdu. Zorbaları yalnız kendi kuvvetiyle tutmakta olduğuna inandırmıştı.

      Valide Sultan, Cinci Hoca vasıtasıyla Padişahı gizli gizli yeniçeri zorbalarıyla görüştürdü. Yeniçeri ocağının ağaları da Padişahın yanında Sadrazamdan şikâyete başladılar.

      Sultan İbrahim, Cinci Hocası olacak genç, edepsiz softanın büyüklüğüne ve mucizelerine inanmıştı.

      Cinci Hoca Hüseyin Efendi yakışıklı bir genç olduğu için onu kadınlar da takdir ederdi. Saraydaki birçok gözde, onun nefesinin tesirinden istifade için hastalıklar icat ediyorlardı. Cinci Hoca sarayda okumak, nefes etmek bahanesiyle her daireye giriyordu. Büyük bir itibar kazanmaya muvaffak olmuştu.

      Şeytan gibi zeki, çok kuvvetli, çok cesur bir adamdı. Bütün bu kuvvetlerini büyük bir servet toplamak hırsıyla kullanıyordu. Hırs ve açgözlülüğünün sınırı yoktu. Padişahtan, sultanlardan, hasekilerden aldığı büyük bağışlarla yetinmiyor, siyaset işlerine de burun sokuyor ve para ile valilikler, kadılıklar dağıttırıyordu. Karşısında bu yaptıklarına şiddetle muhalif müthiş bir kuvvet vardı. Sadrazamı attırmak ve idam ettirmek için Deli Hünkâr ’ı kandırmak hiç de güç bir şey olmadı. Çünkü o da Sadrazamdan korkuyor, onu istemiyordu. Bir sebep icat ettiler, nihayet Sadrazam idam edildi.

***

      Kara Mustafa Paşa’nın ortadan kalkmasıyla memleket ve idare bir girdaba doğru süratle yuvarlanmaya başladı. Sarayları dolduran kadın erkek türlü türlü mecnunları zaptedecek hiçbir kuvvet kalmamıştı. Müthiş bir curcuna, bir keşmekeş hüküm sürüyor, yeniçeri zorbaları şımardıkça şımarıyordu.

      Az zaman sonra meşhur şair, Şeyhülislam Yahya Efendi de vefat etti. Memlekette yeniçerilerden daha büyük bir bela olan, ulema namı altındaki cahiller sürüsünü zaptedecek bir kuvvet СКАЧАТЬ